Year:2014   Issue: 14   Area:  

Burcu SUNAR, Yavuz CANKARA
THE RUSSIAN AND CHINESE PETROPOLITICS IN THE CENTRAL ASIA
 
Relations between the Russian Federation and People’s Republic of China, the two most important powers of the Central Asia, have gone through ups and downs historically. While China, the sleeping giant, has begun to revive since the 2000s, Russia has set its priority as becoming a great power under the presidency of Vladimir Putin. Hence, these actors of middle scale have no longer remained indifferent to each other in developing a policy against the USA, a great power, and defining energy policies of their own. Although they share the rival status ad pursue similar objectives in the same geography, viewing the USA as a threat to their own securities, they solved the disputes between them at first and then opted for increasing mutual cooperation around the Shanghai Cooperation Organization. Although each observes the growth of the other carefully, the USA’s deploy of military bases in the Central Asia after the September 11 and possibility of staying permanently in the region urged these states to act on the same side.

Keywords: Petropolitics, Russian Federation, People’s Republic of China, USA, Central Asia



ORTA ASYA’DA RUS VE ÇİN PETROPOLİTİĞİ
 
Orta Asya’nın en önemli iki ülkesi Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler tarihsel süreçte iniş ve çıkışlar göstermiştir. Aynı ideolojik tutum ve benzer politik yapıya sahip oldukları için Soğuk Savaş döneminde birlikte hareket ederek Batı kampına karşı daha güçlü olabilecek iken, bunun yerine benimsedikleri Sosyalizmin nüans farklılıklarını ön plana çıkartarak birbirlerine soğuk davranan Çin ve Rusya, aslında o dönemde de liderlik yarışı içerisinde yer almaktaydı. İki ülkenin bu tavrı aralarındaki sorunları ötelemek istemelerinde somut bir şekilde gözlemlenmektedir. Rusya Gorbaçov ile yeniden yapılanmaya gidince, Çin ile ilişkilerde yumuşama dönemi başlamıştır. 2000’lere gelindiğinde ise iki ülkenin benzer atılımlar yapmakta oldukları görülmektedir. Uyuyan dev Çin, 2000’ler itibariyle ekonomik açıdan önemli bir sıçrayış yaşamaya başlarken, Vladimir Putin’in başkanlığında Rusya da önceliğini yeniden büyük bir güç olmaya adamıştır. Putin döneminde Rusya, sahip olduğu enerji rezervleri sayesinde petrolün varil başına fiyatı yükseldikçe önemli bir ekonomik kazanç elde etmiştir. Bu durum orta büyüklükteki bu iki aktörün, gerek bir büyük güç olan ABD’ye karşı bir siyaset belirlemede, gerekse de ülkelerinin enerji politikalarını tayin etmede birbirlerini dikkate almalarına yol açmıştır. Her ne kadar aynı coğrafyada birbirlerine rakip olsalar ve benzer hedefler gütseler de, ABD’yi ulusal güvenliklerine bir tehdit olarak gören bu iki ülke önce kendi aralarındaki ihtilafları çözümlemiş, daha sonra da Şangay İşbirliği Örgütü çerçevesinde karşılıklı işbirliğini arttırma yolunu seçmiştir. Her iki ülke de diğerinin gelişimine ihtiyatla yaklaşsa da, ABD’nin 11 Eylül sonrası Orta Asya’da askeri üsler açması ve bölgede kalıcı olması tehlikesi iki ülkeyi birlikte hareket etmeye zorlamıştır. Rusya ve Çin Orta Asya’da belirgin bir şekilde güçlerini arttırmaya çabalarken, ABD’li stratejistler ve politik bilimciler onların bu iddialı duruşlarını analiz etmeye çalışmıştır. ABD tarafından 2000’lerin ikinci yarısından itibaren hazırlanan raporlarda hem Çin’in, hem de Rusya’nın bu hızlı yükselişlerinin bir noktada duracağı ve daha fazla yükselemeyeceği öne sürülmüştür. Bu nedenle uluslararası sistemdeki tüm aktörler, bu üç taraf arasında tek bir coğrafyada yaşanan gelişmeleri ihtiyatla izlemeye başlamıştır. Bir başka doğulu güç olan Japonya, Orta Asya’dan güvenliğine yönelik tehdit algılamaktadır. Japonya’nın 1990’lardan beri ABD ile yakın temaslarının bir diğer sebebi de budur. Çin ve Rusya’nın Orta Asya’da ittifak kurmaları bölgede yer alan diğer aktörler açısından da önemlidir. Başta Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan olmak üzere bölgede varlıkları yadsınmaması gereken devletler bir büyük gücün hakimiyetinde olmaktan ziyade, kendilerine nefes alabilecekleri bir alan yaratmak istemektedir. Dolayısıyla bu devletler Rusya, Çin ya da ABD’den birisini seçmek yerine bu devletlerarasındaki çekişmeden yararlanarak kendi başarı öykülerini yaratmak istemektedirler. Sonuçta Orta Asya sahip olduğu enerji kaynakları ile aslında tüm dünyanın ihtiyacı olan enerjiyi temin etmektedir. Fosil kaynakların kıtlığı ve insan ihtiyaçlarının sonsuzluğu göz önünde bulundurulduğunda, Çin ve Rusya’nın stratejik hamlelerinin neden bu kadar dikkat çektiği ve yakından izlenildiği daha anlamlı olmaktadır. İnsanlar için hayati önemde olan rezervleri kimin kontrol ettiği, dolayısıyla boru hatları vanalarının kimin elinde olduğu mühim bir husustur. Bu durum söz konusu ülkelere sadece ekonomik kazanç sağlamamakta, aynı zamanda siyasal açıdan sistemde söz sahibi olmalarına yol açmaktadır. Bölgede yer alan ve yarattıkları güç nedeniyle nispeten küçük büyüklükte sayılan devletler kaynaklarını, kendilerini geliştirmede bir araç olarak görmektedirler. Rusya ise Orta Asya’dan batıya iletilen petrol ve doğalgaz hatlarını kontrol ederek hem Avrupa ülkelerine, hem de dolaylı olarak ABD’ye meydan okuyabilmektedir. Aynı şekilde Çin, sahip olduğu insan gücüne, ekonomik güç de ekleyince Orta Asya’ya girmeye çalışan ABD’ye kendisinin göz önünde bulundurulması gereken bir aktör olduğunu hatırlatabilmektedir. Bu tablo Çin, Rusya ve ABD arasında yaşanan enerji çekişmesinin nedenlerini sergilemektedir. Şangay İşbirliği Örgütü sayesinde uluslararası sorunlarda ortak bir tutum ve davranış benimseyebilir hale gelen bu iki önemli güç, aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi’nin de iki daimi üyesi oldukları için ABD açısından korku yaratmaktadır. ABD, gittikçe güçlenmeye başlayan bu iki devletin kontrol altında tutulmazlar ve sürekli beraber hareket ederlerse, sistemi kendi lehlerine kilitleyebilecekleri kaygısı yaşamaktadır. Ancak Rusya ve Çin’in sistemde kalıcı bir birlikteliği uzun süre korumalarını beklemek çok da gerçekçi olmamaktadır. Zira iki devlet temel sorunlarda attıkları adımlarla barış tesis etmişlerse de, her ikisi de istediklerini elde ettiklerine inandıkları zaman yegane aktör olma iddiasına bürünebilecektir, tıpkı Soğuk Savaş zamanında beraber hareket edememeleri gibi…Dolayısıyla bu birlikteliklerinin ne zamana kadar süreceği aslında başta ABD olmak üzere bölge devletlerinin akıllarını meşgul eden en önemli sorudur. Son yıllarda ne ABD, ne Rusya, ne de Çin Orta Asya’ya ilişkin beklentilerini gerçekleştirebilmiş değildir. Bu nedenle Orta Asya’da üç önemli güç arasındaki ilişkiler daha uzun süre petropolitik üzerinden şekillenecek gibi gözükmektedir.

Anahtar Kelimeler: Petropolitik, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, ABD, Orta Asya



Tam Metin